AĞIT
>> 3 Ocak 2009 Cumartesi
Alm. Lobgedicht (n), Trauerode (f), Fr. Ode Funéhre, İng. Dirge. Ölünün arkasından, ölünün iyiliklerini,
ölümünden duyulan acıları manzum olarak, belli bir makamla söylemek. Daha ziyade meşhur
kimselerin ölümünden sonra veya toplu felaketlerden sonra daha çok kadınlar tarafından söylenir.
Erkekler daha ziyade ağlayarak değil de, yazarak söylerler.
Türklerde ağıdın tarihi çok eskilere dayanır. Türklerde Orhun abidelerinde Bilge Kağan’ın ağzından
kardeşi Kültigin’in ölümü ele alınır. Ayrıca eski Türklerde yuğ merasimlerinde kamlar veya bahşılar
ölünün defni sırasında münasib bir zamanı gözleyerek kopuzları ile yas şiirleri terennüm ederlerdi.
Divanu Lugat-it Türk’te “yug veya sagu” diye ağıttan bahsedilir. Alper Tunga’nın mersiyesi yanında
başka mersiyelere de yer verilir.
Ağıdın makamı ve söylenişi bölgelere göre değişir. Ağıt törenine belli kişiler değil, her isteyen
katılabilir.
Dünya milletlerinde ağıt, mersiye türünün ortaya çıkmasına sebeb olmuş ve şiirler yazılmıştır. Rivayete
göre ilk mersiye, Habil’in ölümü üzerine hazret-i Adem tarafından söylenmiştir.
Hemen her millette görülen ağıdın İslamiyetten önce Araplarda mühim bir yeri vardı. Bunun için para
ile hususi ağlayıcı kadınlar tutulmuştur. Ancak İslamiyet’in gelmesi ile sevgili Peygamberimiz sesli
ağlamayı yasaklamış ve bunun ölü için eziyet olduğunu bildirmiştir. Buna rağmen, ölünün yakınları bu
acı karşısında yine kendilerini tutamayarak sesli şekilde ağlamışlardır. Bu en çok propaganda vasıtası
yapılarak, müslüman toplulukların merhametini sömürmek için şiilerde görülmektedir. Bu fırka güya
Peygamber torunlarının derdiyle dertlenmek için muharrem ayinleri yapmışlardır. İran edebiyatında
daha çok bu konuyu işleyen zamanla bizim edebiyatımızda da bir tür olarak gelişen Maktel-i Hüseyn
kısaca Maktel adlı eserler yazılmıştır. Buna karşılık İran edebiyatında, Mevlid türünden eserler
yazılmamıştır.
Sadece ölünün ardından değil, harplerin ortaya çıkardığı felaketler de ağıt şeklinde işlenmiştir.
Bilhassa halk şairleri koşma nazım şekli ile uzun destanlar yazmışlardır. Bu durum yerine göre
şahısların ölümü için de söz konusudur.
Türk edebiyatında mersiye türünün mühim yeri vardır. Padişahların, şehzadelerin ölümü ile pek çok
mersiye yazılmıştır. Bu durum günümüze kadar devam edegelmiştir.
0 yorum:
Yorum Gönder