ADLİYE (Adli Teşkilat-Adalet Teşkilatı)
>> 3 Ocak 2009 Cumartesi
Alm. Justiz (f), Fr. Justice, İng. Justice Administration. Adaleti sağlamakla görevli makamların tamamı.Günümüz devlet teşkilatında, adli teşkilat içerisinde yer alan makamların kuruluşu ve diğerleri ile olanmünasebetleri, vazife ve selahiyetleri çeşitli kanunlarla düzenlenmiştir.Adli teşkilatımızın tarihi seyri: Türklerin, İslamiyeti kabulden önceki zamanlarda kurmuş olduğudevletlerde, bağımsız bir adli teşkilat yoktu. Yargı, kanun koyma ve devlet işlerini yürütme, devletbaşkanının şahsında birleşmişti.İslamiyeti kabulden sonra kurulan Karahan, Gazne ve Selçuklu devletlerinde, adli teşkilatın, İslamhukukunun tesiriyle bağımsızlığa kavuştuğu görülür. İslam hukukunun esas alındığı eski adli teşkilatOsmanlı Devleti zamanında gelişmesini tamamladı.Osmanlı Devleti adliye teşkilatının başında şeyhülislam bulunurdu. Şeyhülislamdan sonra gelen ikincibüyük makam, Kadıaskerliktir. Ordunun adaletle ilgili işlerine bakan bu makam diğer adli işlerde de üstyargı makamı ve şeyhülislamın yardımcısı idi. Birinci Murad zamanında kurulan bu makama ilk defaBursa kadısı Çandarlı Kara Halil Paşa getirildi. 1480’den sonra kadıskerler, Anadolu ve Rumelikadıaskerleri olmak üzere ikiye çıkarıldı. On yedinci yüzyıla kadar kadıaskerler veziriazamın teklifiüzerine tayin edilirdi. Daha sonra tayin yetkisi veziriazamın onayı olmak şartıyle şeyhülislama verildi.Adalet teşkilatının üçüncü basamağında kadı bulunurdu. Kadılık, İslam hukukunun uygulanmasıylagörevli makamdı. Kadıya, dini hükümlere göre hükmetmesinden dolayı, "hakimü’ş-şer", denirdi.Başlangıçta İznik ve Bursa’da olmak üzere iki kadılık vardı. Daha sonra, ele geçirilen yerlerde yenikadılıklar kuruldu. Kadı, şer'i mahkemelerin başı idi. Kadılar arasında yukarıdan aşağıya doğru inendereceleme vardı. Bunlar başlıca iki sınıfa ayrılırdı. Birincisine kaza kadıları, ikincisine sancak veeyalet kadıları denirdi.Şer’i mahkemelerde kaza kadısı adına değişik görevlerde bulunan kimselere “naib” denirdi.Osmanlı adalet teşkilatı tamamen bağımsız olup, adalet işleri, ilmiye sınıfının elinde idi. Kadı aynızamanda belediye reisi idi. Mahkemeler, şeyhülislamın kontrol ve yetkisinde idi. Rumeli ve Anadolukadıaskerleri şeyhülislamın yardımcıları idi. İkisi de Divan-ı hümayun üyesi, yani bakandı. Kadıaskerlerayrıca haftada 5 defa makamlarında yüksek davalara bakarlardı.Rumeli civarındaki kadılar Rumeli, Anadolu (Asya) tarafındakiler Anadolu kadıaskerine tabi idiler. Kadı,dava esnasında müftiye danışabilirdi. Ancak bunun fetvası ile bağlı değildi. Müftinin fetvası adli sicileişlenir ve kadının teftişi de dikkate alınırdı. Bir kadının verdiği kararı ancak İstanbul’daki kadıaskerler,yahut Divan-ı hümayun temyiz edebilirdi. On sekizinci asrın başına kadar Osmanlı Devletinde siyasi,dini, mali, askeri, örfi ve şer’i bakımdan birinci derecedeki merci, Divan-ı hümayundur. Divan-ıhümayun öyle bir yerdir ki burada, dil, din, mezhep, milliyet bakımından insanlar arasında hiç farkgözetilmezdi. Devletin her yerindeki kişiler haklarını aramak için Divan-ı hümayuna baş vurabilirdi. Budurumda divan, bir yargıtay veya yüksek mahkeme manasına gelmektedir. Divan-ı hümayun üyeleriaynı zamanda yüksek adaleti bilen kimselerdi. Budin’deki vatandaşın İstanbul’da temyiz davası açmasızordur. Herhangi bir haksızlığı halkın toplu olarak o bölgenin en büyük mülki amirine, yani sancak beyiveya bizzat beylerbeyine şikayet etme hakkı vardır. Mülki amire mutlaka müfettiş tahkikatı yaptırılır;bilerek veya rüşvetle haksız hükmettiği anlaşılan kadının istikbali mahvolurdu.Tahsilsiz sadrazam olunabilirdi; ancak, medreselerin en yüksek kısmından mezun olmadıkça kadıolunamazdı. Memleket dahilinde 2500 kadar kaza (ilçe) vardı. Kadı; hakim, kaymakam ve belediyebaşkanı vazifelerini görürdü. Kazalar, nahiyelere bölünürdü. Nahiyedeki kadı yardımcısı olan naib,hakim, belediye başkanı ve nahiye müdürü vazifelerini görürdü. Sancak merkezlerinde (il) “molla”denilen büyük kadılar bulunurdu. Bunlar buraların hakimi ve belediye başkanı idiler. Eyalet merkeziolan büyük şehirlerde “büyük molla” denilen kadılar vazife görürdü.Osmanlı Devletinde tevzi edilmeyen (yerine getirilmeyen) adalet, adaletsizlik sayılırdı. OsmanlıDevleti’nin hızlı yargıdaki şöhreti bütün dünyada biliniyordu. D’ohsson; “iki veya üç celse nadirdir.Ekseri davalar, bir celsede hükme bağlanır” demektedir. Ricault; “En mühim davalar bir saat içindehükme bağlanır. Hüküm derhal infaz edilir. Avrupa’da olduğu gibi hükmü geciktirecek oyunlardanhiçbiri tatbik edilmez” demektedir.Uyuşmazlık, mahkemeye gitmeden aile meclisi, eşraftan zatlar, esnaf kethüdaları (sendika başkanları)tarafından çözülürdü. Halkın yapısı ihtilaf çıkarmaya müsait değildi.Kazasker mahkemesinde kararı bozulan kadı, çok kötü sicil almış olurdu. Terfi imkanı kapanırdı. Eğerbozulma sebebi kadının rüşvet alması ise, kadı ulema mesleğinden çıkarılırdı.On altıncı yüzyıla ait bir teftiş evrakında, kadıların halka eziyet, rüşvet alma, kadılık bölgesini terketme,yazmış olduğu huccetlerde (delillerde) karışıklık olması, savaş zamanlarında ihmalkar davranma gibisebeplerle görevlerden alındığı yazılmaktadır.Şer’i mahkemelerin yanında müslüman olmayan tebeanın davalarına bakan mahkemeler de vardı.Tanzimatla birlikte ticaret mahkemeleri kurulmuştur. Yine Tanzimatla gelen yeniliklerden olarak, batıusulünde kurulan adliye teşkilatının bağlı olduğu en yüksek makam Adliye Nezareti olmuştur. Bunezaret 1868’de kurulmuştur.Cumhuriyet devrinde ise adliye teşkilatının başına 3 Mayıs 1920’de Adliye ve Mezahib Vekaletigetirildi. Daha sonra bu, Adalet Bakanlığına dönüştü (Bkz. Adalet Bakanlığı).Son şekline göre adliye teşkilatımız:1) Adalet Bakanlığı2) Yüksek Hakimler ve Savcılar Kurulu3) Anayasa Mahkemesi4) Yargıtay5) Ceza ve Hukuk Mahkemeleri6) İş, Basın ve Gezici Arazi Kadastro Mahkemeleri şeklindedir.
0 yorum:
Yorum Gönder