ADEM-İ MERKEZİYETÇİLİK
>> 3 Ocak 2009 Cumartesi
Alm. Dezentralisationismus, Fr. Décentralisationism, İng. Decentralizationism. Mahalli idarelere genişyetkiler tanıyan ve İkinci Meşrutiyetten sonra Prens Sabahaddin’in Türk idare sistemindeuygulanmasını teklif ettiği ve savunduğu prensip. Merkeziyetçi idare prensibinin zıttı.Ortaçağ Avrupasında, feodal düzenin ortak özelliklerinin değişmesinden sonra gittikçe güçlenenmerkezi idareler geniş halk kitlelerine hükmetmeye başladı. Mahalli idarecilerin ve kiliseninhükümranlık yetkileri kısıldı. Devlet idaresine tamamen merkeziyetçilik hakim olup güçlü bir devletotoritesi ortaya çıktı. Bunun yanında halkın mahalli problemlerinin tesbiti için bölge temsilci meclisleriveya bölge temsilcileri teşkil edildi.Osmanlı Devletinde de sancak beylerine, valilere ve kadılara geniş yetkiler verildi. Kadılar ilmiyesistemine göre tayinle gelen mahalli idarecilerdi. Kadıların veya yardımcı personelin yöre halkıtarafından seçilmesi veya denetlenmesi söz konusu değildi. Ancak ekonomik işlerde, kolluk görevininyerine getirilmesinde, mali işlemlerin yürütülmesinde kadılar halkın ve esnafın temsilcisi sayılankimselere başvurduğu takdirde bunlar kendilerine yardımcı olurlardı. Tanzimat devrine kadar genişmanada adem-i merkeziyet prensibine uyulmamakla beraber, mahalli idarecilere geniş yetkilerverilmesi Osmanlı Devletinde tamamen merkeziyetçi bir idarenin söz konusu olmadığını ortayakoymaktadır.Tanzimat döneminde her sahada olduğu gibi, devletin idari yapısında da bazı değişiklikler yapılmasınaihtiyaç duyuldu. Tanzimat Fermanıyla gayri müslim vatandaşlara Müslümanlardan daha geniş haklarverildi. Osmanlı Devletinin parçalanmasını ve yıkılmasını isteyen Avrupa devletlerinin destek veteşvikiyle gayri müslim vatandaşlar mahalli idarelerde söz sahibi olmak istediler. Onların istekleridoğrultusunda bazı mahalli muhassıllık meclisleri kuruldu. Fakat kısa bir müddet içnde buuygulamadan vazgeçildi. Batılı devletler Tanzimat ve Islahat fermanlarında gayri müslimler için vadedilen reformların uygulanması ve merkeziyetçi sistemin terk edilmesi konusunda Babıali’ye yaniOsmanlı hükumetine baskılarını arttırdılar. Batılı devletlerin baskılarıyla hazırlanan 9 Haziran 1861tarihli Lübnan Nizamnamesi adem-i merkeziyetçiliğe doğru gidişin ilk müşahhas örneği oldu. Dini veetnik çatışmaların hüküm sürdüğü Lübnan’da cemaatlerin yönetime eşit ağırlıkta katılmaları sağlandı.Bu doğrultuda bütün Osmanlı İmparatorluğunu içine alacak idari yapının yeniden düzenlenmesihususunda iki farklı görüş ortaya çıktı. Bir kısmı sınırları genişletilmiş vilayet ve livalara mali ve idariyetkiler verilmesini savunurken, bir kısmı adem-i merkeziyet prensibini Osmanlı tebeasının bölünmüşolması dolayısıyla mahzurlu buldular. Bu tartışmalar sonunda hazırlanan 1864 tarihli VilayetNizamnamesi Fransız department sistemini andıran bir hüviyete sahipti. Merkeziyetçiliği ve adem-imerkeziyetçiliği bir denge içinde uygulamayı hedef alan 1864 nizamnamesi 22 Ocak 1871 tarihliİdare-i Umumiyye-i Vilayet Nizamnamesinde merkeziyetçiliğin ağır basması yönünde değiştirildi.Nizamname hükümlerine göre vilayet sancaklara, sancaklar kazalara, kazalar da karyelere ayrılıyordu.Vilayet merkezinde valinin başkanlığında toplanan bir vilayet idare meclisi, kazalarda da kaza idaremeclisi vardı. Hakim, mektupçu, defterdar, hariciye emuru, müftü ve gayri müslim ruhani reismeclislerin tabii üyeleriydi. Ayrıca meclislerde halkın seçtiği iki müslüman iki gayri müslim dört üyedaha vardı.Bazı vilayetlerde Avrupa devletlerinin destek ve müdahelesiyle yarı bağımsız bir statü uygulandı.Umumi vilayet sisteminin dışında kalan Yemen, Hicaz ve Mısır gibi yerler mahalli hanedanlartarafından idare edildi. Osmanlı merkezi idaresi burada sadece asayişi temin etmekle meşgul oldu.Avrupa devletlerinin Osmanlı Devletini parçalamak ve yıkmak emeline dayanan, gayri müslim unsurlarıtahrik ve teşvik ederek ve Osmanlı hükumetine baskı yaparak kurdukları adem-i merkeziyetçi idarelerkısa zamanda merkezi devlet otoritesini zayıflattı. Bu sebeple merkeziyetçi idaye yönelik bazı reformcuuygulamalara gidildi. Birinci Meşrutiyetten sonra Osmanlı ülkesinin parçalanmasını önlemek isteyenSultan İkinci Abdülhamid Han daha çok merkeziyetçi bir idare tarzını uygulamaya çalıştı. Onun devletve milletin faydasına olarak aldığı kararlara karşı çıkan bazı kimseler Avrupa’ya kaçarak adem-imerkeziyetçi bir idare tarzını hararetle savundular. Avrupa devletlerinden destek gören bu kimselerçıkardıkları gazeteler ve dergilerle Osmanlı Devletinin aleyhinde bulundular. Bunlardan birisi deDamad Mahmud Celaleddin Paşanın oğlu Prens Sabahattin’dir. Fransız yazarı Edmond Domolins’infikirlerinden etkilenen Prens Sabahattin, Jön Türkler hareketinin önde gelenlerinden oldu. 1902 ParisKongresinde Jön Türler ikiye ayrıldılar. Bir kısmı Ahmed Rıza’nın bir kısmı ise Prens Sabahattin’inetrafında toplandılar. Teşebbüs-i Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti adıyla bir cemiyet kurdular.Avrupa devletlerinin teşvik ve destekleriyle Doğu Anadolu’da bağımsız bir Ermenistan Devletiyle yine odevirde Osmanlı Devletinin hakimiyeti altında bulunan İşkodra, Yanya ve Kosova gibi vilayetlerdenmeydana gelen müstakil bir Arnavutluk Devletinin kurulmasını ve çeşitli unsurlara muhtariyet vebağımsızlık verilmesini savundular. 23 Temmuz 1908’de Meşrutiyetin ilanından sonra yurda dönenPrens Sabahaddin ve arkadaşları çeşitli gazeletelerde adem-i merkeziyet ve teşebbüs-i şahsi fikirlerinineşrettiler ve kendilerine taraftar topladılar. Prens Sabahaddin’in adem-i merkeziyetçi görüşlerinibenimseyen gençler Nesl-i Cedid Kulübünü kurdular. Daha sonra İttihat ve Terakki Fırkasına muhalifolarak kurulan çeşitli unsurları bünyesinde toplayan Hürriyet ve İtilaf Fırkası da Prens Sabahaddin’inadem-i merkeziyet ve teşebbüs-i şahsi fikirlerini savundu.Prens Sabahaddin’in savunduğu adem-i merkeziyet prensibine göre; “Her şeyi devletten bekleyenosmanlı toplumunun gelişebilmesi için ferdiyetçi bir yapıya geçmesi gereklidir. Adem-i merkeziyetçilikferdiyetçi yapıya geçilirken devlet düzeninin yenilenmesinde temel ilke olacaktır. Yeni yetişecekburjuva sınıfının teşebbüsçülüğünü engellemeyecek bir idare biçimi ancak İngiliz ve Amerikanörneğine uygun bir adem-i merkeziyet modeli olabilir. Buna göre yapılacak ıslahatla bütün tebeayıiçine alan bir adem-i merkeziyet uygulanmalıdır. Seçimle gelecek belediye meclisi üyeleri mahalliidarede söz sahibi olmalıdır. Vilayet meclislerinde azınlıklar nüfusları oranında temsil edilmeli, Osmanlıtebeası arasında imtiyazlı hiçbir grup bulunmamalıdır. Jandarma teşkilatında her azınlık, nüfusuoranında yer almalıdır. Yalnız vali, mutasarrıf, defterdar, mahkeme reisleri merkezi idare tarafındantayin edilmelidir.”Prens Sabahaddin’e göre; “Bir toplumun, bir devletin temelini fertler teşkil eder. Toplumu kuran, onavarlık bütünlüğü ve yaşama gücü kazandıran fert olduğu için, sosyolojinin işe, fertleri ele alarakbaşlaması gerekir. Fert toplum için değil, toplum fert içindir.Devletin idare biçiminin değiştirilmesiyle yenileşme ve reform olmaz. Reform ancak fert hayatınıngelişimini durduran, özel teşebbüsü önleyen kurumların değiştirilmesi, yenilerinin kurulmasıyla olur.Türkiye’de yapılması gereken en önemli yenilik eğitim ve öğretim düzeninde olmalıdır.”Osmanlı Devletindeki geleneksel teşkilatlanmayı, çağdaş gelişmeye ayak uyduramamanın sebebiolarak gören ve eskiye ait değerleri inkara yönelen Prens Sabahaddin’in ilk bakışta parlak görünenadem-i merkeziyetçi fikirlerinin bazılarının uygulanması bile Osmanlı Devletinin parçalanmasına veyıkılmasına sebeb olmuştur.Cumhuriyet tarihinde 1921 Anayasasının 11-14. maddeleri vilayetlere muhtariyet ve manevi şahsiyetbağışladı. Vilayet şuralarına da mahalli konularda yetkiler verdi. Vali TBMM’nin temsilcisi olarakdevletin işlerini görecekti. 1924 Anayasasında bu hükümlere ve benzerlerine yer verilmedi. Mahalliidarelerle ilgili düzenlemeler ise büyük ölçüde iktidara gelen siyasi partilerin tutumuna bağlı kaldı.
0 yorum:
Yorum Gönder